Klasik yaylı kopuz. Uzun zamandır makina kullanmayan ellerim körelmiş, üzgünüm.. Arslanbek Sultanbekov 

Klasik yaylı kopuz. Uzun zamandır makina kullanmayan ellerim körelmiş, üzgünüm.. Arslanbek Sultanbekov 

1 Mayıs

Tweetlerde yarım yamalak anlaşılıyorum her an mürted ilan edilebilirim bu nedenle günün anlam ve önemi ile ilgili tweet atmak yerine bloguma kaçmayı uygun buldum. nasıl bir kutuplaşmadır Allah’ım bu. 

1 Mayıs İşçi ve emekçi bayramı.. Öncelikle şunu belirtelim (gerçi bu ayrı bir yazının konusu olabilir ama) twitterda bi topluluk var ve özel bir gün olsa onu tenkit etsek ve atacak tweet bulsak diye  hazırda bekliyor. Evet haklısınız 1 mayıs belirli bir kesimin sahiplendiği bir bayram evet yine haklısınız Grup Yorum’dan başkasının sahnede olmaması bunu kanıtlar ancak bunun nedeni siz olamaz mısınız? 1 Mayıs yasadışı olarak kutlanırken sadece belirli kesimin sahip çıkması ve o sahip çıkıyor diye diğerinin itelemesi o zamanki kutuplaşma ve provokasyondan şimdi ne oldu?

Hemen belirtelim 1 Mayıs, 2009 tarihinden beri yani, bu hükümetin tasarrufu ile resmi tatil ilan edildi. Eleştirmeye ordan başlayacaksınız yok bunu eleştiremiyor da “1 Mayıs Kutlu Olsun” diyenlere çatıyorsanız bu riyadır üzgünüm. 

Bunun yanında İslam varsa başka doktrine yer yoktur görüşüne katılıyorum ben de bu nedenle de ait olduğum (ait hissettiğim) bir doktrin yok fakat siz NEDEN liberalsiniz? 

Ayrıca madenlerde işçilerin hakkını yiyen insanlara tebliğ yaptınız imana geldiler haklarını tam olarak vermeye karar verdiler de mi konuşma hakkı buldunuz? Üstelik “yeşil” şirketler de işçi haklarını keyifle yiyorlar hiç merak etmeyin siz. Hiç bir patlamadan sonra işçi ailesinin evine gittiniz mi? “maalesef” ben gittim. 

Sosyal politikalardan sadece sosyalistler bahsedebilir demek ülkücüden başkası milliyetçi olamaz demekle aynı şey aslında. Garip. 

bu arada, RTE de kabinesi de 1 mayıs tweetleri attılar tıpkı KK gibi eleştiremezsiniz ama.  

İnşallah bir gün bu gün gerçekten işçinin bayramı olabilir. Gerçi çok da mümkün değil çoğu işçi çalışırken çoğu memur evde ne de olsa, çoğu patron da meydanda. İronik halimiz bu bir gerçek.  ”İşçinin ücretini alnının teri kurumadan veriniz…” (İbn Mace)” ve lütfen buna uygun yaşayınız. Bunun için belirli bir kesime ait olmanız gerekmiyor. 

Fazıl Say…

Fazıl say

İskender  Pala’nın bir kitabında okumuştum eskiden beddua imiş “değişik zamanlarda  yaşayasın” diye beddua ederlermiş.  Sanırım birisi de bize öyle bir dua etti ki kimsenin kimseyi anlamadığı ne yaptığımızı bilemediğimiz değişik zamanlarda yaşıyoruz.

Sabah yoğunluğun arasında twitterda Fazıl Say’ı gördüğümde “hayret bir  şey ya hala konuşuyorlar mı?” diye düşünmüştüm. Ama işin iç yüzü birazcık farklıymış, kendisine soruşturma başlatılmış. Şaşırdım aslında kafamın karışmasına yol açtı. Neden? Birkaç sebebi var.

Öncelikle biz nasıl bir devletin vatandaşlarıyız onu bilmemiz gerekli.

Din  esaslı yönetileceksek eğer  ben başörtülü bir insan olarak özgürlüğümü istiyorum. İş kanununda yer alan çay molaları gibi namaz molaları istiyorum ve bunun gibi isteyeceğim o kadar çok şey var ki, o yüzden devletin niteliğinin belirlenmesini istiyorum ki  listemi yapabileyim çokca isteğim var benim.  

Tamam din esaslı bir devlet olmayalım. O zaman bu soruşturma nedir, insanlar defalarca bölücü nitelikte tweet atarken kimsenin sesi çıkmazken hatta  @allahcc hesabı için verilmiş bir şikayet dilekçesi varken bu nedir, nasıl bir harekettir, amaç reklam mıdır kutuplaşmayı git gide arttırmak isteyen bir el mi dokunmaktadır olaylara?   O kadar çok soru var ki..

Zaten düşünce özgürlüğü dediğimiz de garip bir hal aldı. Bi taraf yargılanabilir diğeri istediğini yapar ya da diğeri yargılanır bu taraf güler. Toplanana biber gazı sıkılır. Hayır bir Demirel  kadar olup “yollar yürümekle aşınmaz” diyemediniz ya ona yanarım ey demokratik devlet.

Geniş zamanlarımızın kalmadığını bize duyuran “ilginç zamanlarda” yaşamaktayız vesselam. Anlayamaıyoruz ne neden yapılıyor, sadece seyirciyiz.  Sorsalar savunmayacağım Fazıl Say hakkında bana bir sayfa yazı yazdırabilecek kadar değişik.

  Gezdiğim şehirlerden birinde bir nûn kuaför var. Orta yaşlı, konuşmayı seven bir kadın işletiyor orayı. Nûn bir kitap cafe ne bileyim bu tarz bir yer için uygun ama bir kuaför, çok garip geldi ilk gördüğümde.Tabii ki, en temel özlelliğimi gösterip “Nûn” isminin anlamını sordum kendisine: “Nun tasavvufta sınırlı aklı temsil eder. Bu nedenle her bakan hatırlasın diye, akıl sınırlıdır” dedi. 
kalem suresi nun ile başlıyor. “Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin” üzerinde düşünülesi. 
bir de onun çaresi bulunmayan hastalıklara okunmasını  tavsiye edilmesi. 

  Gezdiğim şehirlerden birinde bir nûn kuaför var. Orta yaşlı, konuşmayı seven bir kadın işletiyor orayı. Nûn bir kitap cafe ne bileyim bu tarz bir yer için uygun ama bir kuaför, çok garip geldi ilk gördüğümde.Tabii ki, en temel özlelliğimi gösterip “Nûn” isminin anlamını sordum kendisine: “Nun tasavvufta sınırlı aklı temsil eder. Bu nedenle her bakan hatırlasın diye, akıl sınırlıdır” dedi. 

kalem suresi nun ile başlıyor. “Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin” üzerinde düşünülesi. 

bir de onun çaresi bulunmayan hastalıklara okunmasını  tavsiye edilmesi. 


Kaç yaşındasın nine?-71…-Demek İstiklal Savaşı’nda 20-21 yaşlarındaydın…-Öyle zahir…-O günden beri çıkmadın mı köyünden?-Çıkmadım.-50 yıldır çıkmadın ha?-50 yıldır…-O gün, bu gün, dünya çok değişti…-Öyleymiş…-Bir daha da evlenmedin, öyle mi?-Öyle…-Seni, ardı arkası gelmeyen sorularla sıkıyorum değil mi?-Estağfurullah…-Ne yapayım, sen anlatmıyorsun ki, dinleyeyim… Niçin anlatmayı sevmiyorsun?…-Sevmem!-Ne seversin?-Okumayı…-Ne okursun?..-Kur’an okurum.-Okuman yazman var mı?-Yok! Yalnız Kur’an okurum.-Kim öğretti sana Kur’an okumayı?-Babam…-Peki, Kur’an okuyan, eski harflerle başka şeyleri okuyamaz mı?-Ben okuyamam. Allah’ın Kelâmı bana kolay gelir. Öbürleri çetin kargacık-burgacıklar…-Baban da kocan gibi zeybek miydi?-Babam köy imamıydı. Hem zeybek diye ayrı bir cins yoktu ki… Burada her mert delikanlı bir zeybekti zamanında…-Ya şimdi…-Şimdi herkes bebek…-Ne oldu, nerede öldü baban?-Seferberlikte (I.Dünya Savaşı) Hicaz taraflarına gitti, bir daha dönmedi.-Ne kaldı babandan sana?..-Şu köşede gördüğün yeşil ipek kaplı Kur’an kaldı. Bir de söz…-Nasıl söz?..-“Kur’an’dan ayrılma!…”-Sen o zaman 14-15 yaşlarında bir kızdın…-Öyleydim…-Sonra evlendin…-Beni 19 yaşımda, dayımın oğluna verdiler. Evlendim.-Tam da Yunanlıların İzmir’e çıktığı yıl…-Çok geçmeden Yunanlı bu tarafa geldi, bir taburuyla bizim köye yerleşti.-Anlat, anlat!-Ne anlatayım?.. Sen sor, ben söyleyeyim!.. Zaten her şeyi öğrenmişsin dışardan…-Evet ama senin ağzından dinlemek istiyorum. Halk bir şeyi renkten renge sokar, gerçek diye bir şey kalmaz ortada…-Doğru!.. Kimbilir benim için de neler uydurmuşlardır!-Sen, tek başına, bir tabur Yunan askerini köyden kaçırmışsın!..-Yok canım, o benim kuvvetim değil, Kur’an’ın gücü…-Kur’an’ın gücü mü?-Ne sandın ya; koynumda Kur’an olmasaydı, hiç o işi becerebilir miydim ben?-Kur’an’ın, tüfek gibi, top gibi bir gücü olabilir mi?-Yüzbin top, O’nun tek harfine denk olamaz!..-Kuzum nine, söyle nasıl oldu?-Üç aylık kocamı cami avlusunda kurşuna dizdiler.-Sebep?-Kızlara saldıran bir Yunanlıyı bıçaklayıp öldürdü diye…-Sonra?..-Kalktım, Yunan kumandanına gittim. Sırtıma örtümü çektim, koynuma Kur’anımı aldım gittim.-Eeee?-Yunan kumandanı, meydan yerindeki eski jandarma karakolunda bir masa başında, çizmeli ayaklarını masanın üzerine uzatmış, oturuyordu. Yanında da İzmir’in yerlisi bir Rum… Tercüman…-Nasıl cesaret edebildin aralarına girmeye?-Cesaret Kur’an’ın emri… Kumandan “ne istiyorsun?” diye sordu. “Kocamın kanını dava ediyorum!” dedim.-“Kime karşı?” dedi.-“Sana karşı!” dedim.Kahkahayla güldü. Ayaklarını masadan çekerek doğruldu. Alaycı bir yılışıklıkla “ne yapmamızı emir buyuruyorsunuz?” dedi. Ellerimle, koynumdaki Kur’an’ı sımsıkı kucaklayarak…-Ne cevap verdin?-“Hemen taburunuzu alıp, buradan çıkmanızı istiyorum!” dedim.-Hayret!..-Evet, kumandan hayretinden ne diyeceğini bilemedi.-“Nedir, o koynundaki sımsıkı kavradığın şey?” diye bağırdı. Ben de bağırdım:-“Dünyanın en güçlü silahı! Hepinizi tuz-buz etmeye yeter!..”-Müthiş!..-Tam o anda tercüman avaz avaz “bomba!” diye bastı çığlığı…-Akıl alabilecek gibi değil…-Daha neler var bu dünyada aklın alabileceği gibi olmayan…-Devam et!-Kumandan dehşetle irkildi, yan yana yürümeye başladı; gözleri bende ve koynumdaki gizli silahta, arkasıyla çıktı, meydan yerindeki askerlerine doğru yürüdü. Tercüman da iki büklüm, ardında…-Nasıl oldu da üzerine atlayıp, bomba sandıkları şeyi koynundan almadılar?..-Sıkı mı, ya onu yere bırakıp da karakolu havaya uçuracak olursam?..-Sonrası?..-Sonrası, kumandan askerlerine Rumca bir takım emirler verir ve onları toplarken, birdenbire müezzinin gür sesi işitildi. Öğle ezanı… Kocamın tabutu da musalla taşında… O anda bir yaylım ateş… Olanları haber alan çeteler, bir tepeciğin üstünden kuru-sıkı ateş ediyor. Yunalı askerler kaynaştı. Ne yapacaklarını bilemediler.Ben, tam o an, kollarım sımsıkı koynumdaki silahı kavramış, kapıdan çıktım, medyam yerinde göründüm. Kumandan haykırdı. Rumca bir kumanda… Yunanlılar köy dışına doğru kaçmaya başladılar. Gidiş o gidiş…-Demek Kur’an silahtan üstün geldi İstiklal Savaşı’nda…-O savaşı Kur’an’ın gücü kazandı!…(Necip Fazıl - Mart 1971)

Kaç yaşındasın nine?
-71…
-Demek İstiklal Savaşı’nda 20-21 yaşlarındaydın…
-Öyle zahir…
-O günden beri çıkmadın mı köyünden?
-Çıkmadım.
-50 yıldır çıkmadın ha?
-50 yıldır…
-O gün, bu gün, dünya çok değişti…
-Öyleymiş…
-Bir daha da evlenmedin, öyle mi?
-Öyle…

-Seni, ardı arkası gelmeyen sorularla sıkıyorum değil mi?
-Estağfurullah…
-Ne yapayım, sen anlatmıyorsun ki, dinleyeyim… Niçin anlatmayı sevmiyorsun?…
-Sevmem!
-Ne seversin?
-Okumayı…
-Ne okursun?..
-Kur’an okurum.
-Okuman yazman var mı?
-Yok! Yalnız Kur’an okurum.
-Kim öğretti sana Kur’an okumayı?
-Babam…
-Peki, Kur’an okuyan, eski harflerle başka şeyleri okuyamaz mı?
-Ben okuyamam. Allah’ın Kelâmı bana kolay gelir. Öbürleri çetin kargacık-burgacıklar…

-Baban da kocan gibi zeybek miydi?
-Babam köy imamıydı. Hem zeybek diye ayrı bir cins yoktu ki… Burada her mert delikanlı bir zeybekti zamanında…
-Ya şimdi…
-Şimdi herkes bebek…

-Ne oldu, nerede öldü baban?
-Seferberlikte (I.Dünya Savaşı) Hicaz taraflarına gitti, bir daha dönmedi.
-Ne kaldı babandan sana?..
-Şu köşede gördüğün yeşil ipek kaplı Kur’an kaldı. Bir de söz…
-Nasıl söz?..
-“Kur’an’dan ayrılma!…”

-Sen o zaman 14-15 yaşlarında bir kızdın…
-Öyleydim…
-Sonra evlendin…
-Beni 19 yaşımda, dayımın oğluna verdiler. Evlendim.

-Tam da Yunanlıların İzmir’e çıktığı yıl…
-Çok geçmeden Yunanlı bu tarafa geldi, bir taburuyla bizim köye yerleşti.
-Anlat, anlat!
-Ne anlatayım?.. Sen sor, ben söyleyeyim!.. Zaten her şeyi öğrenmişsin dışardan…
-Evet ama senin ağzından dinlemek istiyorum. Halk bir şeyi renkten renge sokar, gerçek diye bir şey kalmaz ortada…
-Doğru!.. Kimbilir benim için de neler uydurmuşlardır!

-Sen, tek başına, bir tabur Yunan askerini köyden kaçırmışsın!..
-Yok canım, o benim kuvvetim değil, Kur’an’ın gücü…
-Kur’an’ın gücü mü?
-Ne sandın ya; koynumda Kur’an olmasaydı, hiç o işi becerebilir miydim ben?
-Kur’an’ın, tüfek gibi, top gibi bir gücü olabilir mi?
-Yüzbin top, O’nun tek harfine denk olamaz!..

-Kuzum nine, söyle nasıl oldu?
-Üç aylık kocamı cami avlusunda kurşuna dizdiler.
-Sebep?
-Kızlara saldıran bir Yunanlıyı bıçaklayıp öldürdü diye…
-Sonra?..
-Kalktım, Yunan kumandanına gittim. Sırtıma örtümü çektim, koynuma Kur’anımı aldım gittim.
-Eeee?

-Yunan kumandanı, meydan yerindeki eski jandarma karakolunda bir masa başında, çizmeli ayaklarını masanın üzerine uzatmış, oturuyordu. Yanında da İzmir’in yerlisi bir Rum… Tercüman…
-Nasıl cesaret edebildin aralarına girmeye?

-Cesaret Kur’an’ın emri… Kumandan “ne istiyorsun?” diye sordu. “Kocamın kanını dava ediyorum!” dedim.
-“Kime karşı?” dedi.
-“Sana karşı!” dedim.
Kahkahayla güldü. Ayaklarını masadan çekerek doğruldu. Alaycı bir yılışıklıkla “ne yapmamızı emir buyuruyorsunuz?” dedi. Ellerimle, koynumdaki Kur’an’ı sımsıkı kucaklayarak…

-Ne cevap verdin?
-“Hemen taburunuzu alıp, buradan çıkmanızı istiyorum!” dedim.
-Hayret!..
-Evet, kumandan hayretinden ne diyeceğini bilemedi.

-“Nedir, o koynundaki sımsıkı kavradığın şey?” diye bağırdı. Ben de bağırdım:
-“Dünyanın en güçlü silahı! Hepinizi tuz-buz etmeye yeter!..”

-Müthiş!..
-Tam o anda tercüman avaz avaz “bomba!” diye bastı çığlığı…
-Akıl alabilecek gibi değil…
-Daha neler var bu dünyada aklın alabileceği gibi olmayan…
-Devam et!

-Kumandan dehşetle irkildi, yan yana yürümeye başladı; gözleri bende ve koynumdaki gizli silahta, arkasıyla çıktı, meydan yerindeki askerlerine doğru yürüdü. Tercüman da iki büklüm, ardında…
-Nasıl oldu da üzerine atlayıp, bomba sandıkları şeyi koynundan almadılar?..
-Sıkı mı, ya onu yere bırakıp da karakolu havaya uçuracak olursam?..

-Sonrası?..
-Sonrası, kumandan askerlerine Rumca bir takım emirler verir ve onları toplarken, birdenbire müezzinin gür sesi işitildi. Öğle ezanı… Kocamın tabutu da musalla taşında… O anda bir yaylım ateş… Olanları haber alan çeteler, bir tepeciğin üstünden kuru-sıkı ateş ediyor. Yunalı askerler kaynaştı. Ne yapacaklarını bilemediler.

Ben, tam o an, kollarım sımsıkı koynumdaki silahı kavramış, kapıdan çıktım, medyam yerinde göründüm. Kumandan haykırdı. Rumca bir kumanda… Yunanlılar köy dışına doğru kaçmaya başladılar. Gidiş o gidiş…
-Demek Kur’an silahtan üstün geldi İstiklal Savaşı’nda…
-O savaşı Kur’an’ın gücü kazandı!…

(Necip Fazıl - Mart 1971)

(via hatunkafasi)

cikileyta:

Eğer büyüklere, “güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı: pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var” derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, “yüz milyonluk bir ev gördüm” dersiniz, işte o zaman size, “oo, ne kadar güzel bir evmiş!” derler gözlerini koca koca açıp.

cikileyta:

Eğer büyüklere, “güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı: pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var” derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, “yüz milyonluk bir ev gördüm” dersiniz, işte o zaman size, “oo, ne kadar güzel bir evmiş!” derler gözlerini koca koca açıp.

faslihazan:

Çelişkimi sana havale ediyorum Allah’ım,

“Hem aşk diyorum, hem yakma..”

farklı bir huzuru olmuş.. klasik ney dinletilerinden farkı var ;) 

koskoca 1 YIL
az önce bir mention aldım twitbirthday den, tam 1 yıl olmuş ben twittera geleli hey gidi  ben bile unutmuştum açıkçası, bi hoş oldu böyle :))
Geçen sene bu zamanlar işten ayrılıp da evde ne yapacağımı şaşırınca açmıştım twitterı 
daha sonra vazgeçilmezim oldu, gerçek hayatta tanıyamadığım kadar samimi dostlarım oldu buluştuk onlarla zaman zaman telefondan belki uzaklardan bir ses bir mesaj, işte bu dostlarımın hepsi çok değerliler benim için :) 
sorun da yaşamadık mı yaşadık, ama bu sıcacık ilişkiler örttü hepsni :) iyi ki var bu canlar tek tek saymaya kalksam atlarım birini ikisini, çok değerliler ve çokca seviyorum hepsini. Varlıklarına binlerce şükür, daim olsunlar inşaallah :)
nice uzun yıllar dostluklarımız baki kalsın ;)

koskoca 1 YIL

az önce bir mention aldım twitbirthday den, tam 1 yıl olmuş ben twittera geleli hey gidi  ben bile unutmuştum açıkçası, bi hoş oldu böyle :))

Geçen sene bu zamanlar işten ayrılıp da evde ne yapacağımı şaşırınca açmıştım twitterı 

daha sonra vazgeçilmezim oldu, gerçek hayatta tanıyamadığım kadar samimi dostlarım oldu buluştuk onlarla zaman zaman telefondan belki uzaklardan bir ses bir mesaj, işte bu dostlarımın hepsi çok değerliler benim için :) 

sorun da yaşamadık mı yaşadık, ama bu sıcacık ilişkiler örttü hepsni :) iyi ki var bu canlar tek tek saymaya kalksam atlarım birini ikisini, çok değerliler ve çokca seviyorum hepsini. Varlıklarına binlerce şükür, daim olsunlar inşaallah :)

nice uzun yıllar dostluklarımız baki kalsın ;)

Kafamın üzerinde uçuşanlarınlar işte.... Öylesine...

twitter.com/neva_nur

view archive



sorular da şurdan